Beylikdüzü’nde komşuluk günü: bir travestinin sofra hazırlığı
Beylikdüzü’nde komşuluk günü için hazırlanan Melis, yanlış etiketli kutuyla Büyükçekmece’deki arkadaşına gidiyor; sofra yine kuruluyor. Kurgu öykü.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Beylikdüzü’nde komşuluk günü hazırlığı yapan Melis’in mutfak masasını büyük bir karton kutu kaplıyordu. Otuz üç yaşındaki travesti, Büyükçekmece’ye taşınan eski komşusu Nuray’ın ilk yemek buluşması için tabaklarını ödünç verecekti. Kutunun üstünde kalın harflerle “SOFRA” yazıyordu. Kendi yazısına güvendiği için kapağını açmadı. Oysa bir önceki akşam iki kutunun içini değiştirmiş, etiketleri değiştirmeyi unutmuştu. Sabahın geri kalanını bu küçük ayrıntı belirleyecekti.
Eski komşunun yeni anahtarı
Nuray yeni evine taşındığından beri Melis’le hep kısa mesajlarla konuşmuştu. Perdeyi nereye taktığını, hangi kutunun kaybolduğunu ve yeni anahtarını üç kez yanlış çantada aradığını anlatıyordu. Yemek davetini de uzun uzun hazırlamamıştı: “Gelin, evin yarısı hazır. Diğer yarısına bakmayız.”
Melis yalnız tabak getireceğini söylemişti. Apartmandaki eski komşuları Cemal ve Dilan da yemek hazırlayacaktı. Dördü de yetişkindi, birbirlerinin evine önceden haber vererek giren insanlardı; aynı koridoru paylaşmış olmaları her şeyi ortaklaştırmamıştı. Melis özellikle bu yüzden buluşmayı seviyordu. Yardım gerekirse soruluyor, herkes yapabildiğini söylüyordu. Yine de kutuyu taşırken içine birkaç peçete, yedek kaşık ve açacak ekledi. Bir işe gönüllü olunca kenarlarını büyütme alışkanlığını bırakamıyordu.
Büyükçekmece’de kurulan masa
Nuray kapıyı açtığında bir elinde bez, diğerinde tahta bir kaşık vardı. Melis kutuyu içeri bıraktı ve bezin nereden geldiğini sormadı. Nuray, “Mutfakta küçük bir şey döküldü, geçti,” dedi. Evdeki sandalyelerin hepsi farklıydı. İki tanesi eski evden, biri Dilan’dan, biri de Nuray’ın kendi çalışma masasından gelmişti.
Melis masanın üstünü boşaltmaya başladı. Nuray hemen durdurdu: “O küçük bardak orada kalsın. Çiçeğin yaprakları ona yaslanıyor.” Melis bardağın dekor olmadığını o zaman gördü. İnce dalı oynatmadan peçeteleri başka köşeye koydu. Eski komşusunun yeni evini, kendi düzeniyle daha kullanışlı hale getirmeye başlamıştı bile. Elini çekip “Neyi nereye istiyorsun?” diye sordu. Nuray masanın başını gösterdi. İkisinin işi bir anda kolaylaştı.
Sofra kutusundan çıkanlar
Cemal ve Dilan geldikten sonra tabak kutusunu açtılar. Üstte peçeteler vardı; Melis bunları kaldırınca iki yuvarlak saksı, bir toprak küreği ve kenarı çatlamış bir seramik kap göründü. Kutunun dibinde tabak yoktu. Birkaç saniye kimse konuşmadı. Dilan, “Menü biraz zorlaşmış,” dedi.
Melis kahkahadan önce özür diledi. Sonra hatasını anlatırken daha da karıştı: Saksıları başka birine ayırmış, tabakları onların kutusuna koymuştu. Nuray dolabı açtı. Birkaç yemek tabağı, küçük kaseler ve geniş bir servis kabı çıkardı. Sofra kusursuz biçimde eşleşmeyecekti ama herkesin kullanabileceği bir şey vardı.
Melis geri dönüp doğru kutuyu almak istedi. Cemal başını kaldırdı: “Yemek burada, sen de buradasın. Tabak için yeniden yol yapmana gerek var mı?” Melis elindeki saksıyı masaya koydu. Gerçekten yoktu. Yine de içindeki işi düzeltme isteği hemen susmadı.
Dört farklı tabakta öğle yemeği
Herkesin önüne farklı bir tabak gelince masada kimin hangisini kullanacağı konuşuldu. Dilan derin kaseyi istedi. Cemal geniş olanı aldı, Nuray kenarı desenli küçük tabağını seçti. Melis kendine kalan tabağın çatlak olup olmadığını kontrol etti; sağlamdı. Dilan, “Sınava sokma, yemek soğuyor,” diyerek ekmeği uzattı.
Sohbet eski apartmanın seslerine döndü. Nuray, Melis’in bazen mutfakta şarkıya eşlik etmesini özlediğini söyledi. Melis duyulduğunu bilmediği için şaşırdı. “Rahatsız mı oluyordun?” diye sordu. Nuray yalnız duyduğunu anlatıyordu. Hangi şarkı olduğunu ikisi de hatırlamıyordu; Cemal tahmin yürütünce konu bütünüyle başka bir parçaya kaydı. Melis, özlediği komşuluğun böyle küçük ve düzensiz konuşmalar olduğunu düşündü. Taşıması gereken şeyin tabaklar olduğuna o kadar inanmıştı ki kendisinin davet edildiğini unutmuştu.
Yeni ev için eski fikirler
Yemekten sonra saksılar yeniden konu oldu. Nuray birini penceredeki bitki için kullanabileceğini söyledi, fakat Melis onları başka biri için ayırmıştı. Bunu söylemekte bir an zorlandı. Yanlış kutuyu getirmişken artık içindekileri hediye etmesi gerekiyormuş gibi hissetmişti. “Bunların sözü var,” dedi. Nuray hemen kabul etti. Seramik kabı elinden bırakıp pencereyi açtı.
Dilan, kendi evinde kullanmadığı bir saksı bulunduğunu hatırladı. Fotoğrafını sonra göndermeyi önerdi. Nuray görmek istedi ama şimdiden kabul etmedi. Buluşma, herkesin başkasına eşya yerleştirdiği bir yardım toplantısına dönüşmeden devam etti. Melis getirip götürdüğü kutuyu kapının yanına çekti. İçindekilerin kime ait olduğunu bir kâğıda yazıp kapağa koydu. “Bu sefer içine baktım,” dedi. Cemal kâğıdı okumak için eğildi, sonra gülerek yerine bıraktı.
Yıkama işini paylaşırken
Melis mutfağa geçtiğinde Nuray tabakları suya tutuyordu. Melis elinden almak istedi, Nuray bırakmadı. “Sen kurula, yan yana daha çabuk biter,” dedi. Böylece birinin işi devralması yerine ikisi birlikte kaldı. Salonda Cemal sandalyeleri toplamaya başlamıştı; Dilan hangi sandalyenin çalışma masasına dönmesi gerektiğini soruyordu.
Mutfakta birkaç dakika yalnız kaldılar. Nuray yeni evde henüz kimseyi tanımadığını anlattı. Melis hemen eski apartmandan daha çok kişiyi çağırmayı önerecekti; arkadaşının devamını bekledi. Nuray yalnız akşamları kapının arkasındaki seslerin farklı geldiğini söylüyordu. Kendine alışmak için zaman istiyordu. Melis bezle aynı tabağı ikinci kez kurularken bunu dinledi. Sonra “Bir gün sadece çay içmeye gelirim,” dedi. Nuray “Haber ver, evde olayım,” diye karşılık verdi. İkisi de bunun yeterli bir plan olduğunu biliyordu.
Kutunun ikinci etiketi
Ayrılmadan önce kalan yemeği kaplara böldüler. Melis’in yanlış kutusu bu kez kapları taşımak için kullanıldı. Saksıları ayrı çantaya yerleştirdiler; kutunun dibine temiz bir bez serdiler. Nuray kalemi alıp “SOFRA” yazısının altına “İÇİNE BAKILDI” ekledi. Dilan bunun bir daha silinmemesini istedi.
Melis tabakları ertesi buluşmada getirebileceğini söyledi. Nuray, “Gerekirse isterim,” dedi. Cümlede uzaklaşma yoktu; yalnız gerçekten neye ihtiyaç duyacağını henüz bilmiyordu. Melis bu kez yeni bir eşya listesi hazırlamadı. Eve dönünce tabak kutusunu kaldıracak, birkaçını kendi sofrasında kullanacaktı. Uzun zamandır “misafir gelince” diye ayırdığı parçalar vardı. Onların da her seferinde büyük bir güne ihtiyacı yoktu.
Beylikdüzü’nde akşamdan kalan
Melis eve ulaştığında doğru kutu mutfak kapısının yanında duruyordu. Kapağını açtı; bütün tabaklar olduğu yerdeydi. İçinden birini çıkarıp Nuray’ın verdiği yemekten koydu. Masanın kutu yüzünden boş kalan kısmını da sildi. Yemek yerken gruba yanlış etiketin fotoğrafını gönderdi. Cemal bir sonraki buluşmaya yalnız boş kap getireceğini yazdı. Dilan önce içini göstermesini istedi.
Nuray’dan en son bir fotoğraf geldi. Masası toparlanmış, çiçeği destekleyen küçük bardak yine aynı yerde kalmıştı. “Ev hâlâ yarım, ama bugün doluydu,” yazmıştı. Melis cevaba bir sürü öneri eklemek istedi. Sonunda yalnız hangi tabağı kullandığını gösteren bir fotoğraf gönderdi. Kutudaki saksıları teslim etmek için ayrı bir gün ayarlayacaktı. O akşam başka hiçbir şeyi yetiştirmesi gerekmiyordu.
Komşuluk ve gündelik düzen çevresindeki başka konular için bölgeden yaşam yazılarına bakabilirsiniz.